Okullar Açılıyor: Veliler Stresi Nasıl Giderebilir?
Yeni eğitim-öğretim yılı yaklaşırken çocuklar kadar veliler de kaygı yaşayabiliyor. Okul hazırlıkları, servis ve ulaşım planları, ders başarısı, çocuğun okula uyumu, arkadaş ilişkileri ve “Acaba çocuğum başarılı olabilecek mi?” düşüncesi ebeveynlerin stresini artırabiliyor. Peki veliler bu dönemi psikolojik olarak daha sağlıklı nasıl yönetebilir? Çocukların kaygısını azaltmak için ebeveynler öncelikle kendi kaygılarıyla nasıl baş etmeli? Psikiyatrist Alper Ayduman yanıtlıyor.
Okulların açılması yalnızca çocukların günlük düzeninin değişmesi anlamına gelmiyor. Yaz döneminin daha esnek ve spontane yaşamından okulun saatli, kurallı ve sorumluluklarla dolu düzenine geçiş, bütün aile sistemini etkiliyor.
Özellikle okul öncesi dönemde çocuğu bulunan veya çocuğu ilk kez okula başlayacak olan ebeveynlerde “Acaba alışabilecek mi?”, “Benden ayrılabilecek mi?”, “Arkadaş edinebilecek mi?”, “Öğretmeniyle anlaşabilecek mi?” gibi sorular ortaya çıkabiliyor.
Daha büyük çocukların ebeveynlerinde ise akademik başarı, sınavlar, ödevler, sosyal çevre ve gelecek kaygısı ön plana çıkabiliyor.
Aslında burada önemli bir psikolojik gerçek var:
Çocuğun okula uyum sürecinde yalnızca çocuğun değil, ebeveynin duygusal durumu da önem taşıyor.
“Okulların açılması neden velilerde stres yaratıyor?”
Psikiyatrist Alper Ayduman: Çünkü okul dönemiyle birlikte ebeveynin sorumlulukları da artıyor. Yaz döneminde daha esnek olan uyku ve yemek saatleri, okul döneminde belirli bir rutine giriyor. Sabah erken kalkmak, hazırlanmak, okula ulaşmak, ödevler, sınavlar, okul toplantıları ve sosyal faaliyetler derken ebeveynin zihinsel yükü artabiliyor.
Burada yalnızca gerçek sorumluluklardan söz etmiyoruz. Bir de ebeveynin zihninde oluşturduğu “iyi ebeveyn olma” standardı var.
Bazı ebeveynler çocuğunun başarısını kendi ebeveynlik performansının bir göstergesi gibi değerlendirebiliyor.
Çocuk düşük not aldığında:
“Ben nerede hata yaptım?”
Çocuk arkadaş edinmekte zorlandığında:
“Acaba yeterince ilgilenmiyor muyum?”
Çocuk okula gitmek istemediğinde:
“Yanlış bir şey mi yapıyorum?”
gibi düşünceler ortaya çıkabiliyor.
Bu düşünceler zaman içinde ebeveynin kaygısını artırabiliyor.
Burada önemli olan, sorumluluk ile kontrol arasındaki farkı görebilmek.
Ebeveyn çocuğuna uygun ortamı sağlayabilir, destek olabilir, sınırlar koyabilir ve gerektiğinde profesyonel yardım alabilir. Fakat çocuğun her davranışını ve her sonucunu kontrol edemez.
Ebeveynin kaygısı çocuğa geçer mi?
Psikiyatrist Alper Ayduman: Çocuklar özellikle küçük yaşlarda ebeveynlerinin duygusal durumlarına karşı oldukça duyarlıdır. Bu, “Anne veya baba kaygılıysa çocuk kesinlikle kaygılanır” şeklinde mekanik bir ilişki değildir. Ancak ebeveynin kaygısının davranışlara nasıl yansıdığı önemlidir.
Örneğin ebeveyn çocuğuna:
“Okulda bir sorun çıkmasın.”
“Beni mutlaka ara.”
“Kimse sana kötü davranmasın.”
“Öğretmenin seni sever mi acaba?”
gibi ifadeleri sürekli tekrarlıyorsa, çocuk okulun tehlikeli veya baş edilmesi zor bir yer olduğu mesajını alabilir.
Dolayısıyla çocuklara yalnızca söylediğimiz cümleler değil, olayları nasıl karşıladığımız da mesaj verir.
Çocuk okul kapısında ağladığında ebeveynin yüzündeki yoğun korku, tekrar tekrar sarılması ve ayrılmayı mümkün olduğunca geciktirmesi, istemeden de olsa çocuğun kaygısını besleyebilir.
“Peki ebeveyn kendi stresini nasıl yönetebilir?”
Psikiyatrist Alper Ayduman: İlk adım, stresi ortadan kaldırmaya çalışmak yerine onu tanımaktır.
Çünkü stres yaşamamak gerçekçi bir hedef değildir.
Ebeveyn şunu söyleyebilir:
“Çocuğumun okula başlaması beni kaygılandırıyor. Bu, kötü bir ebeveyn olduğum anlamına gelmiyor.”
Bu ayrım çok önemli.
Bir duygu yaşamakla, o duygunun yönettiği şekilde davranmak aynı şey değildir.
Kaygılı olabilirsiniz ama çocuğunuza sürekli kaygılı mesajlar vermek zorunda değilsiniz.
Burada duygusal düzenleme kavramı devreye giriyor.
Duygusal düzenleme, kişinin yaşadığı duyguyu bastırması veya yok sayması değil; duygunun farkına varması, yoğunluğunu yönetebilmesi ve davranışlarını yalnızca o anki duygunun belirlemesine izin vermemesidir.
“Velilerin yaptığı en önemli hatalardan biri nedir?”
Psikiyatrist Alper Ayduman: Çocuğun geleceğini bugünden çözmeye çalışmak.
Okullar açılmadan önce bazı ebeveynler daha ilk günden şu soruların cevaplarını arıyor:
“Başarılı olacak mı?”
“Üniversitede ne okuyacak?”
“Arkadaşları arasında nasıl olacak?”
“Dersleri iyi olacak mı?”
“Öğretmeni onu sevecek mi?”
Oysa çocuğun gelişimi uzun bir süreçtir.
Ebeveynin görevi her problemi önceden çözmek değil, çocuğun problemle karşılaştığında başa çıkma becerilerini geliştirmesine yardımcı olmaktır.
Bu nedenle ebeveynin kendisine şu soruyu sorması daha sağlıklı olabilir:
“Çocuğumun bütün sorunlarını nasıl engellerim?”
yerine:
“Çocuğum bir sorunla karşılaştığında onun yanında nasıl durabilirim?”
Okul başarısı konusunda ebeveynler nasıl bir tutum benimsemeli?
Burada da önemli bir psikolojik ayrım var: performans ile özdeğeri birbirinden ayırmak.
Bir çocuğun aldığı not, çocuğun değerini belirlemez.
Çocuğa sürekli:
“Kaç aldın?”
“Arkadaşın kaç aldı?”
“Daha çok çalışsaydın.”
gibi sonuç odaklı mesajlar vermek, zaman içerisinde çocuğun kendi değerini akademik performansıyla ilişkilendirmesine neden olabilir.
Bunun yerine süreç hakkında konuşmak daha sağlıklıdır:
“Bu sınava hazırlanırken neyi zor buldun?”
“Çalışırken sana ne yardımcı oldu?”
“Bir dahaki sefere farklı ne deneyebiliriz?”
Bu yaklaşım çocuğun yalnızca sonucuna değil, öğrenme ve problem çözme sürecine odaklanmasını sağlar.
“Ebeveynler okul döneminde çocuklarıyla ilgili ne kadar kontrolcü olmalı?”
Psikiyatrist Alper Ayduman: Kontrol ile rehberlik arasında önemli bir fark var.
Çocuğun çantasını her gün ebeveynin hazırlaması kısa vadede işleri kolaylaştırabilir. Ancak çocuk büyüdükçe kendi sorumluluklarını üstlenmesi gerekir.
Benzer şekilde ödevin başında sürekli beklemek, her soruyu kontrol etmek veya öğretmenle yaşanan her küçük problemi ebeveynin çözmesi, çocuğun kendi problem çözme becerisinin gelişmesini engelleyebilir.
Ebeveynin rolü giderek “ben senin yerine yaparım”dan “gerektiğinde sana destek olurum”a doğru değişmelidir.
Bu özellikle ergenlik döneminde çok önemlidir.
Çünkü psikolojik gelişimin temel amaçlarından biri çocuğun giderek daha fazla özerklik kazanmasıdır.
Okullar açılırken uyku neden bu kadar önemli?
Uyku, okul dönemindeki psikolojik uyumun en temel parçalarından biridir.
Yaz aylarında geç yatmaya ve geç kalkmaya alışmış bir çocuğun bir anda çok erken saatte yatmasını beklemek hem çocuk hem ebeveyn açısından zorlayıcı olabilir.
Bu nedenle uyku saatlerini okul açılmadan birkaç gün önce değil, mümkünse daha erken dönemde kademeli olarak düzenlemek daha uygun olabilir.
Aynı şey sabah rutinleri için de geçerlidir.
Çocuğun sabah hazırlanması, kahvaltı etmesi ve evden çıkması sürekli bir yarış haline gelirse güne yüksek stresle başlamak kolaylaşır.
Bu nedenle akşamdan çanta ve kıyafet hazırlamak, sabah yapılacak işleri azaltmak ve yeterli zaman bırakmak küçük ama etkili düzenlemelerdir.
“Çocuğum okula gitmek istemezse ne yapmalıyım?”
Psikiyatrist Alper Ayduman: Öncelikle “Okula gitmek istemiyorum” cümlesinin arkasındaki nedeni anlamaya çalışmak gerekir.
Çocuk gerçekten yorgun olabilir.
Yeni bir ortama girmekten korkuyor olabilir.
Arkadaş ilişkileriyle ilgili bir problem yaşayabilir.
Öğretmeniyle ilgili kaygısı olabilir.
Akademik olarak zorlanıyor olabilir.
Ya da ebeveyninden ayrılmak konusunda güçlük yaşayabilir.
Dolayısıyla hemen:
“Bunda korkacak ne var?”
demek yerine,
“Okula gitmek istememene neden olan şey ne?”
diye sormak daha işlevseldir.
Ancak burada başka bir uçtan da kaçınmak gerekir.
Çocuğun her kaygısında okuldan uzaklaşmasını sağlamak, kısa vadede çocuğu rahatlatabilir; fakat bazı durumlarda kaçınma davranışının güçlenmesine yol açabilir.
Bu nedenle yaklaşım çocuğun yaşına, kaygının şiddetine, nedenine ve sürekliliğine göre değerlendirilmelidir.
Ebeveynler kendi kaygılarını azaltmak için ne yapabilir?
Okulların açıldığı dönemde ebeveynlerin de kendi hayatlarına dikkat etmeleri gerekir.
1. Her şeyi aynı anda çözmeye çalışmayın
Okulun ilk haftalarının kusursuz geçmesi gerekmiyor.
2. Gerçekçi beklentiler oluşturun
Çocuğun ilk günden tamamen uyum sağlamasını beklemeyin.
3. Kendi kaygınızı fark edin
“Çocuğum için endişeleniyorum” ile “Kesin kötü bir şey olacak” aynı düşünce değildir.
4. Çocuğun yanında sürekli okul konuşmayın
Okul, ailenin bütün yaşamını işgal etmemeli.
5. Rutin oluşturun
Düzenli uyku, yemek, hareket ve dinlenme saatleri hem çocuk hem ebeveyn için öngörülebilirlik sağlar.
6. Kendinize de zaman ayırın
Ebeveynin bütün enerjisini çocuğa vermesi sürdürülebilir değildir.
7. Diğer ebeveynlerle kıyaslamayın
“Onların çocuğu çoktan alıştı” düşüncesi gereksiz baskı yaratabilir.
8. Sosyal medyadaki mükemmel ebeveynlik görüntülerine dikkat edin
Gerçek aile yaşamı, sosyal medyada görünen kusursuz okul hazırlıklarından oldukça farklı olabilir.
Ne zaman profesyonel destek alınmalı?
Okula başlamak doğal bir uyum sürecidir ve belli ölçüde kaygı yaşanması beklenebilir.
Ancak belirtiler yoğun, uzun süreli veya işlev bozucu hale geldiğinde değerlendirme gerekebilir.
Örneğin çocukta sürekli okula gitmeyi reddetme, yoğun ayrılma kaygısı, sık tekrarlayan bedensel yakınmalar, ciddi uyku sorunları, belirgin içe kapanma, yoğun korku veya akademik ve sosyal işlevsellikte belirgin düşüş varsa bir çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanından değerlendirme almak uygun olabilir.
Aynı şekilde ebeveynin kendi kaygısı da günlük yaşamını, uykusunu, ilişkilerini veya çocuğuyla kurduğu ilişkiyi belirgin biçimde etkiliyorsa destek almak önemlidir.
Yardım almak, ebeveynliğin başarısız olduğu anlamına gelmez. Tam tersine, gerektiğinde destek arayabilmek sağlıklı ebeveynliğin bir parçasıdır.
Sonuç: Çocuğunuzun okul kaygısını azaltmanın ilk adımı kendi kaygınızı tanımak
Psikiyatrist Alper Ayduman: Okulların açılması hem çocuk hem de ebeveyn için bir geçiş dönemidir. Geçiş dönemlerinde bir miktar belirsizlik ve kaygı olması normaldir.
Burada hedef kaygıyı tamamen ortadan kaldırmak değildir.
Hedef, kaygının hayatımızı yönetmesine izin vermemektir.
Ebeveyn çocuğuna şu mesajı verebilmelidir:
“Yeni bir dönem başlıyor. Bazı şeyler zor olabilir. Her şeyi ilk günden bilmek veya kusursuz yapmak zorunda değilsin. Bir problem olduğunda birlikte çözebiliriz.”
Aslında çocuğun ihtiyaç duyduğu en önemli güvence budur.
Çünkü psikolojik olarak güçlü çocuklar, hiç zorlanmayan çocuklar değildir.
Zorlandığında yanında güvenebileceği bir yetişkin olduğunu bilen çocuklardır.
Ve belki de okullar açılırken ebeveynlerin kendilerine sorabilecekleri en önemli soru şudur:
“Çocuğumun bütün kaygılarını nasıl ortadan kaldırabilirim?” değil; “Çocuğum kaygılandığında ona nasıl güvenli bir alan olabilirim?”
Bu bakış açısı hem çocuğun hem de ebeveynin okul dönemine daha sağlıklı başlamasına yardımcı olabilir.




